AYÇA – HERŞEYIN BAŞLANGICI ( 2 )

Ayça gözlerini açtığında önce nerede olduğunu anlayamadı. Saat sekize geliyordu ve başı çatlayacak gibiydi. Yatakta gözlerini açmadan dönüp, kolunu yana uzatınca bir çığlık atmamak için kendini zor tuttu. Yanında birisi yatıyordu. Korkarak gözlerini açtı ve gördüklerine inanamadı. Sadık bey yanında çırılçıplak yatıyordu. Koca göbeğini devirmiş, kıllı vücudu horladıkça inip kalkıyordu. Gür kılların arasından yana devrilmiş penisi görülüyordu. Ürpererek kendi vücuduna baktı. Aman tanrım! Kendisi de çırılçıplaktı!

Ne yapacağını bilemedi. Çarşafı üzerine çekerek yataktan fırladı ve banyoya koştu. Aynaya baktığında, boynunda, omuzlarında, göğüslerinde ve baldırlarında küçük morluklar gördü. Tüm bunlara anlam veremedi. Birden her şeyi anlamaya başladı. Dün gece neler olduğunu hatırladı. Yemekte ve sonradan gittikleri barda çok içmiş, daha önce hiç olmadığı kadar sarhoş olmuştu. Sadık ve Mahmut’un kendisine kur yaptıklarını anımsıyordu. Ve kendisinin de fazla bir tepki göstermediğini.

Ağlamaya başladı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
porno izle Olaylar sanki bir sis perdesi arkasındaydı. Otele döndüklerini, Sadık’la birlikte asansörden inişlerini ve odaya girişlerini hatırlayabiliyordu. Sanki daha önce izlemiş olduğu bir filmden sekanslar gibi görüntüler beyninde beliriyorlardı. Hiçbir şeye inanamıyordu, inanmak istemiyordu. Kendisinden iğreniyordu. Kendini çok pis, kirlenmiş hissediyordu. Duşa girdi. Sıcak suyla uzun uzun yıkandıkça sanki olanları unutabilecekti.

Birden banyonun kapısı açıldı ve Sadık anadan doğma vaziyette kapıda belirdi.
türkçe porno Ayça panik halde askıdan bir havlu kaparak vücudunu gizlemeye çalıştı.

– “Çık dışarı, hemen çık dışarı!”, diye bağırdı. sikiş Sadık aldırmadan küvete doğru yürüdü.

– “Bağırma, duyan da sana bişey yapıyorum sanacak.”

– “Ne işin var burada? Nasıl girdin odama? Bakma bana öyle, dışarı çık, yalvarırım!”

– “Ne demek nasıl girdin odama? Hatırlamıyor musun? mobil porno
Birlikte geldik. Ayakta duramıyordun. Ben olmasam, merdivenlerde yığılıp kalırdın. Seni ben taşıdım; laf aramızda harika bir gece yaşattın bana. Sana teşekkür ederim.”

– “Ne demek istiyorsun? Ne gecesi?”

– “Numara yapma şimdi. Nasıl seviştiğimizi hatırlamıyor olamazsın. Uzun zamandır dün geceki gibi seks yapmamıştım. Harikaydın. Senin gibi ateşli bir kadınla yatmayalı çok olmuş.”

– “Yalan söylüyorsun. İnanmıyorum sana. Söylediklerin gerçek olamaz.”

– “Sadece inanmak istemiyorsun. Biraz kendine gel, her şeyi hatırlarsın. Sonra da bana seninle yeniden sevişmem için yalvarırsın. Çünkü sen de inanılmaz zevk aldın.”

Ve Sadık sanki kırk yıllık karı kocaymışlar gibi gayet rahat bir tavırla klozetin kapağını kaldırıp işemeye başladı. Ayça gözlerine inanamıyordu. Düne kadar kendini şirketin gözbebeği, bayilerin kraliçesi gibi görüyordu. Şimdi ise içlerinden biri, hem de hiç hoşlanmadığı biri, kendisine metresi, kapatmasıymış gibi davranıyordu. Hışımla küvetten fırladı ve Sadık’ın üzerine saldırdı. Gözü hiçbir şey görmüyordu. Adamın boş bulunmasından faydalanıp, tüm gücüyle suratına tokadı patlattı;

– “Kendine gel serseri. Ne yaptığını sanıyorsun?”

Bir an afallayan Sadık hemen toparlandı ve Ayça’nın yüzüne öyle bir tokat attı ki, kadıncağız dengesini kaybedip lavabonun kenarına çarparak yere yuvarlandı. Kalkmayı denemedi ve başını ellerinin arasına alıp, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Bunca yıllık evliliğinde Tolga kendisine bir kez bile elini kaldırmamıştı. Böyle bir şey yapmış olsa, hemen ondan ayrılırdı. Ve şimdi Sadık gibi bir magandadan tüm olanlar, tecavüze uğraması yetmezmiş gibi bir de dayak yiyordu. Ne yapması gerektiğini bilemiyordu. Tüm kadınlık gururu, kariyeri, hayatı bitmişti. Artık burada bir dakika bile kalamazdı. Hemen İstanbul’a dönmeli ve şirketten istifa etmeliydi. Böyle bir rezaletin ardından kimsenin yüzüne bakamazdı.

Yavaşça ayağa kalktı ve salona geçip aceleyle eşyalarını toplamaya başladı. Bir yandan da ağlamaya devam ediyordu. Bütün bunları ses çıkarmadan izleyen Sadık’ın, karşısında çırılçıplak, üstelik bunun farkında bile olmadan, tamamen gardı düşmüş vaziyette sağa sola koşturan Ayça’yı gördükçe, cinsel duyguları yeniden uyanmaya başladı.

– “Gel buraya Ayça. Nereye gittiğini sanıyorsun?”

Ayça arkasını dönüp Sadık’ı sertleşmiş kıllı penisiyle karşısında görünce donakaldı. Her şey bir anda olup bitti. Sadık hızla üzerine yürüdü ve sert bir tokatla onu yatağın üzerine yıktı. Kocaman eliyle ağzını kapattı. Ayça’nın tüm tokatlarına ve tekmelerine aldırmaksızın, çarşafla kollarını yatağın başucundaki demirlere bağladı. Havluyla da ağzını kapattı. Ayça ağlamaktan çılgına dönmüş, adeta yarı baygındı.

– “Dün gece yarım kalan hesabı kapatalım. Korkma, senin de hoşuna gidecek”, diyen Sadık, yastığı Ayça’nın kalçalarının altına yerleştirdi ve başını kadınlık organına gömdü.

Çılgınca emiyor, dilini bir badana fırçası gibi kullanarak, Ayça’nın ön ve arka deliklerini ve aralarındaki bölgeyi hızla yalıyordu. Temposunu hiç düşürmeden ve hiç ara vermeden yaklaşık bir 15 dakika yalamaya devam etti. Bu süre zarfında, Ayça önceleri ağlamaya ve ayaklarıyla karşı koymaya çalıştı, zaman geçtikçe ağlaması kesildi ve debelenmesi azaldı ve en sonunda kendini hareketsiz, tamamen Sadık’ın dil darbelerine teslim etti. Bu teslimiyette hem çaresizliğin, hem de aldığı müthiş zevkin payı vardı. Sadık onu diliyle boşaltmaya yemin etmiş gibi inanılmaz bir gayretle işine devam ediyordu ve an geçtikçe Ayça’nın dayanacak gücü kalmıyordu.

“Bu hayvana teslim olmamalıyım, direnmeliyim”, diye düşünmesine ve tüm konsantrasyonunu başka şeylere vermeye çalışmasına karşın vücudu ona itaat etmiyor, vajinasından yayılan zevk dalgaları beynini ele geçiriyordu. Sadık azgın bir kurt gibi, başını Ayça’nın vajinasından bir an olsun ayırmaksızın, kadınlık sıvılarını emiyor, içiyordu. Ayça’nın kendini iyice koyuverdiğini anlayınca, doğruldu ve penisini zorlanmadan kaygan vajinaya yerleştirdi. Yaklaşık bir 10 dakika boyunca ritmik bir şekilde, gidip geldi fakat boşalamadı. Ne de olsa, artık genç bir erkek değildi ve dün geceki iliklerini kurutan orgazmın üzerinden henüz çok az bir süre geçmişti.

Bu şekilde boşalamayacağını anlayınca, aklına başka bir şey geldi. Ayça’nın belini iyice yükseltip, arka deliğini diliyle zorlamaya, dilini içeri sokmaya başladı. Ayça başına geleceği anlamış ve yeniden direnmeye, kendini kasmaya başlamıştı. Ancak Sadık’ın ısrarlı dil darbelerine dayanması çok zordu. Yalvaran gözlerle bakıyordu. Sadık, verdiği zevkten emin, Ayça’nın ağzını çözdü. Gerçekten de Ayça bağırmadı, sadece kesik kesik inliyordu. Sadık,

– “İnanılmaz bir kadınsın Ayça. Ateş gibisin. Kocan seni epeydir sikmemiş galiba”, diyerek yalamaya devam ediyordu.

– “Yalvarırım Sadık. Arkamdan olmaz. Hiç yapmadım bunu. Önden yapabilirsin”, diyor ama inlemesi kesilmiyordu.

– “Her şeyin bir ilki vardır. Senin de hoşuna gidecek. Bunca zaman neden götten vermemişim diye üzüleceksin”, diyerek bir çırpıda banyoya gitti ve Ayça’nın yüz kremini kaptığı gibi geri döndü. Kremi doğrudan Ayça’nın arka deliğine boca etti ve işaret parmağını kayganlaşan delikten içeri soktu. Bir yandan da klitorisi yalamaya devam ediyordu. Ayça inliyor, yalvarmaya devam ediyordu

– “Ne olur yapma. Ne olur.”

– “Tek şartla. Bana yalvaracaksın. Seni amından sikmem için bana yalvaracaksın.”

– ….

– “Ne oldu, yalvarmayacak mısın? O halde hazır ol, götün elden gidiyor.”

– “Yapma Sadık. Yalvarırım sana. Yalvarırım arkadan yapma.”

– “Olmadı. Böyle kibar kibar olmaz. ‘Sadık, erkeğim, ne olur amımı sik’ de.”

– “Ne olur Sadık. Erkeğim, arkamdan yapma. Amımı sik.”

– “Ohh. Harika. Bu sözleri senin ağzından duymak harika bir duygu… Devam et. Yalvar.”

– “Sadık, lütfen amımdan sik beni.”

– “Tabii.”

Ve Sadık koca göbeğiyle Ayça’nın üzerine tırmanıp, penisini önden yerleştirdi. Bir kaç dakika boyunca bu şekilde devam ettikten sonra, birden penisini çıkardı ve kremle vıcık vıcık kayganlaşmış arka deliğe bir hamlede soktu. Ayça, beynine elektrik verilmiş gibi bir hisse kapıldı ve dudaklarından kesik bir çığlık yükseldi.

– “Ahh! Söz vermiştin. Bana söz vermiştin. Ayy!”

– “Boşversene. Baksana nasıl da hoşuna gidiyor.”

Gerçekten de Ayça korktuğu kadar acı çekmiyordu. Daha doğrusu acı duyuyor ama aldığı zevk acıyı bastırıyordu. Sadık,

– “Bugüne kadar ne çok *** siktim, bilsen. Hepsi önce itiraz ettiler, sonra yalvardılar. Göreceksin, sen de müptelası olacaksın.”

Sadık bu işte gerçekten çok ustaydı ve Ayça kendine hakim olamıyor, içinde dalga dalga yükselen çok şiddetli bir orgazmı hissediyordu. Ayça’nın bakire arka deliğinin darlığı, sıcaklığı ve yumuşaklığı Sadık’ı çılgına çevirmişti. Uzun bacaklarını boynuna dolamış, hem pompalıyor, hem de bacakları ısıra ısıra öpüyordu. Kısa bir süre sonra,

– “Harikasın. Tapıyorum sana. Ben seninki gibi *** görmedim Ayça. Ne zamandır sikmek istiyordum. Ohhh!”, diyerek sarsılmaya ve kasılmaya başladı. Aynı anda Ayça da içinde kopmakta olan fırtınaya kendini bıraktı. İnanılmaz bir yoğunlukta orgazma ulaştılar. Ayça, Sadık’ın kasılmalarını tüm benliğiyle duyuyor, adeta bir volkanın patlaması gibi içini dolduran spermlerin sıcaklığını hissediyordu. Zevkten çılgına dönmüştü. Sadık ise kudurmuş gibi hırlıyor, böğürüyor ve Ayça’nın arka deliğini ilk gençlik yıllarındaki gibi katı katı dolduruyordu.

Dakikalar sonra, sakinleştiklerinde Sadık bir süre daha Ayça’nın içinden çıkmadı. Fakat ellerini çözdü. Sarmaş dolaş yattılar. Ayça çelişkili duygular içindeydi. Aldığı zevkten adeta beyni boşalmış, uyuşmuştu. Tolga’yla da zaman zaman çok şiddetli orgazmlar yaşamıştı. Fakat bu bambaşkaydı. Bir ara zevkten aklını kaçıracağını sanmıştı. Bu kadar zevk almasında herhalde uzun süredir seks yapmamış olmasının da payı vardı. Yine de, bu kıllı, göbekli, kel herifin kendisine bu kadar çok zevk vermiş olmasına inanmak istemiyordu. Bu, sanki kadınlığına yapılan bir hakaretti.

Sadık ise penisi uzun süredir hayranı olduğu Ayça’nın arka deliğinden çıkmadan, onun kollarında yatarken, her şeyin umduğundan çok daha kolay olduğunu, iyice dinlenirse akşama bir kez daha yapabileceklerini düşünüyordu.

– “Saat 10 oldu. Toplantı çoktan başladı. Ne yapacağız şimdi? Tanrım, rezil oldum.”

– “Dert etme. Akşam biraz fazla kaçırdığın için sabah rahatsızlandığını söyleriz. Ben de seni hastaneye götürmüş olurum. Hadi kalkalım şimdi. Bişeyler yiyelim. Sonra da toplantıya gireriz.”

– “Tüm bunlar aramızda kalacak, değil mi? Söz ver bana.”

– “Tabii ki aramızda kalacak. Neden anlatayım ki. Unutma, ben de evli bir adamım.”

– “Neden yaptın bana bunu, neden? Ne yaptım ben sana? Ne suçum vardı?”

– “Ayça, lütfen saçma sapan konuşma. Bir duyan olsa, sana işkence ettiğimi sanır. Senin de en az benim kadar ihtiyacın varmış. En az benim kadar zevk aldın.”

– “Böyle söyleme. Utanıyorum.”

– “Utanacak bişey yok. Anlasana, çok uzun zamandır seni arzuluyordum. Duruşun, yürüyüşün, ses tonun, herşeyin beni tahrik ediyordu.”

– “….”

– “Neyse, hadi daha fazla geç kalmayalım. Bir an evvel aşağı inelim. Ben odama gidiyorum. Giyinip, lobide buluşalım.”

– “Tamam. Duş alıp geliyorum.”

20 dakika sonra, Ayça ve Sadık lobide buluşup kahvaltılarını yaptılar. Ayça vücudundaki morlukları gizlemek için oldukça kapalı giyinmişti. Kahvaltıdan sonra, tüm yaşananlar yaşanmamış, hiç birşey olmamış gibi toplantı salonuna yürüdüler.

Ayça için zor bir gündü. Hastaneden geldiklerini duyunca herkes ona büyük ilgi gösterdi, toplantıyı iptal etmeyi önerdiler. Özellikle Adana bayii Cihat bey, bar teklifini ortaya attığı için kendini sorumlu tutuyor, Ayça’nın etrafında pervane oluyordu. Ayça içinden,

“İnşallah bunları şirkettekiler duymazlar. Rezil olurum. Sevgili ürün müdiremiz Ayça sarhoş olduğundan toplantıya katılamadı! Olacak şey değil.” Yine de şüphe yok ki, işlerin bu şekilde bilinmesi gerçeklerin bilinmesinden çok daha iyiydi.

Toplantının öğleden sonraki bölümünde Ayça çok az konuştu. Kendini çok yorgun hissediyordu. Morali bozuktu. Sadık’la göz göze gelmemeye çalışıyordu. Dün gece resmen tecavüze uğramıştı. Bu sabah dayak yemiş ve yeniden ırzına geçilmişti. Ama içinden bir ses bu sabahki kısmın pek de tecavüze benzemediğini söylüyordu sinsice. Bu fikri başından atmaya çalıştı. Zevk almış olduğu doğruydu, ama zevk almasa da tecavüz sürecekti. Kendi gönüllü olmamıştı Sadık’la sevişmeye.

Yine de huzursuzluğu gün boyu sürdü. Bundan sonra ne yapması gerektiğine karar veremiyordu. Bu olanlar hiç olmamış gibi davranıp, hayatına kaldığı yerden devam mı etmeliydi? Yoksa bir şekilde Sadık’tan intikam mı almalıydı? Pekala onu şikayet edebilirdi. Ama bu ne sağlayacaktı ki? İşler büyüyecek, herkesin gözünde tecavüze uğramış mazlum kadın durumuna düşecekti. Bunu istemiyordu. Piraye’yi arayıp, durumu anlatmayı düşündü. Sonra vazgeçti. Bunu telefonda anlatamazdı. Yarın yüz yüze konuşmak en iyisiydi.

Aklına çılgınca şeyler de geldi bir ara. Mademki başına gelenlerden zevk almıştı, Sadık’la ilişkisini sürdürebilirdi. Evet, ondan nefret ediyordu, ama kendisine müthiş zevkler yaşattığı inkâr edilemezdi. Aynı zevkleri yeniden yaşama isteği bir anda tüm benliğini doldurdu. Sonra kendisinden utanarak bu tür düşünceleri aklından kovmaya çalıştı. Konsantrasyonunu toplantıya vermek için elinden geleni yaptı.

Toplantı sona erdiğinde bayiler o akşamı planlamak için lobide toplandılar. Ayça da yanlarındaydı. Maalesef onlara eşlik edemeyeceğini, kendisini çok yorgun hissettiğini, yemek yiyip odasına çekileceğini söyledi. Anlayışla karşıladılar. Sabahki maceradan sonra kimse ona ısrar etmedi. Bir ara Sadık’la yan yana geldiler.

– “Bu akşam bize katılmayacak mısın?”

– “Hayır. Yorgunum. Hem yarın sabah erkenden yola çıkıcam. Hazırlanmalıyım.”

– “Sen bilirsin. Akşam uğrarım odana.”

– “Neden?”

– “Vedalaşmak için. Bir süre görüşemeyiz. Bir sonraki toplantıya kadar. Ya da, belki ben İstanbul’a gelince sana uğrarım.”

– “Ne sanıyorsun beni? Her canın istediğinde birlikte olacağın metresin mi?”

– “Hoşuna gitmedi mi benimle olmak? Sabah halinden çok memnun görünüyordun.”

– “Bu konuyu konuşmak istemiyorum.”

– “İyi. Akşama görüşürüz o zaman.”

Ve kendinden emin tavırlarla akşam yemeğine çıkan gruba katıldı. Ayça sinirli bir şekilde asansöre yürüdü.

On dakika sonra sıcak suyla doldurduğu küvete uzanmış, sigarasını tüttürürken kendini kesinlikle daha iyi hissediyordu.

“Olan oldu bir kere”, diye düşündü; “ne yapsam geri dönemem artık. Önemli olan bundan sonrası. Dedikodulara bulaşmadan bu işi unutmalı ve unutturmalıyım. Sadık gelirse kapıyı açmıycam ve ısrar ederse resepsiyona haber vericem. Olanlar da kötü bir anı olarak zamanla kafamda eskiycek. Şimdiki gibi berbat hissetmiycem.”

Birden aklına Tolga ve Mirey geldi. Acaba görüşüyorlar mıydı hala? Şu son bir ayda olanlara inanamıyordu. Banyodan çıktı. Güzelce giyindi. Bakımlı olmanın moralini düzelteceğine emindi. Bişeyler yemek için aşağı, havuzbaşı restorana indi. Etrafta tanıdık kimse yoktu. Bayiler topluca yemeğe gitmişlerdi demek.

Bu hoşuna gitti. Yemeğini yiyip, odasına dönüp eşyalarını toplayacaktı. Sabah erkenden Antalya’ya hareket edip, Piraye ile ne zamandır planladıkları tatili yapacaklardı. Bunları düşündükçe morali iyice yükseldi. Yemeğini yedi, kendisini kesen bir takım meraklı bakışların arasından ilerleyerek resepsiyona yürüdü. Hesap özetini aldı, asansörlere gidiyordu ki, birden karşısında Mahmut’u buldu.

– “Merhaba Ayça hanım.”

– “Merhaba.”

– “Nasılsınız bu akşam? Kendinizi iyi hissediyor musunuz?”

– “Evet, çok teşekkür ederim.”

– “Öyleyse benimle bir kahve içersiniz belki.”

– “Teşekkür ederim Mahmut bey. Bir başka zaman. Odama çıkmam lazım.”

– “Ne aceleniz var canım? Hem size söyleyecek önemli şeylerim var.”

– “Çattık”, diye düşündü Ayça. Ne söyleyecekti bu adam şimdi. Ondan hiç hoşlanmamıştı. Önceki gün toplantıda kendisini pis pis kesip durmuştu. Akşam ise barda resmen dans etmişlerdi! İşte buna inanamıyordu.

– “Bana ne söyleyeceksiniz Mahmut bey?”

– “Acele etmeyin. Buyrun şöyle oturalım. Bana ayırdığınız zaman için pişman olmayacaksınız.”

Ve böylece lobideki masalardan birine yanyana oturdular. Ayça, “Allah vere de bizimkiler yemekten erken dönmeseler. Bu adamla birlikte görülmek istemem”, diyordu kendi kendine.

– “Siz yemeğe gitmediniz mi Mahmut bey?”

– “Gittim. Ama bir işim olduğunu söyleyerek erken döndüm.”

– “Nedir bana söylemek istediğiniz?”

– “Çok meraklısınız. Ve beni başınızdan savmak istiyorsunuz. Durun hele, kahvelerimiz gelsin de bir.”

– “Biraz acelem var Mahmut bey. Sabah erken ayrılıcam. Antalya’da tatil rezervasyonum var.”

– “Aaa. Bizi bırakıp nereye gidiyorsunuz böyle çabucak. Belki yarın benimle Mersin’e gelirsiniz diye umuyordum. Orada da çok güzel tatil mekanları var.”

– “Siz ne diyorsunuz Mahmut bey? Nereden çıkardınız sizinle Mersin’e geleceğimi? Üstelik ben evli bir kadınım.”

– “Evet duydum. Eşiniz sizinle pek ilgilenmiyormuş galiba.”

Ayça sinirden kızardığını hissediyordu.

– “Kendinize gelin. Ne cüretle böyle konuşabilirsiniz?”

– “Yemekte Sadık’la konuştuk ta biraz. Birlikte iyi vakit geçirmişsiniz.”

Ayça dondu kaldı. Hiçbir şey söylemedi, ne diyeceğini bilemedi, sustu. Dünya başına geçmişti sanki. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Bir süre sonra, “İşte şimdi mahvoldum”, diye düşündü. “Rezil oldum. Tanrım ne yapacağım ben şimdi?” Hemen o an otelden ayrılıp İstanbul’a dönmeyi, şirkete istifasını verip, tüm bu insanlardan sonsuza dek uzaklaşmayı geçirdi aklından.

– – “Neden susuyorsunuz? Sadık’ın yalancısıyım, ama anlattıklarına göre çok istekliymişsiniz. Demek ki, kocanızla problemleriniz var. Hem bana niye kızıyorsunuz ki? Ben mi sizi zorladım Sadık’la sevişmeye? İstemiyorsanız gelmezsiniz Mersin’e. Yine de bu akşam birlikte olmamızı öneriyorum.”

“Küstah! Ne hakla bana bunları söylersin? Seni ne ilgilendirir olanlar? Hiç birşeyi ben istemedim. Sadık sarhoşluğumdan faydalandı. Hem bunlar iki kişi arasında geçen şeyler. Sana ne?”

– “Demek kabul ediyorsun olanları. Güzel, bu da bir aşama sayılır. Hem de önemli bir aşama. Zira artık isteklerimi reddedemezsin.”

– “Ne diyorsun sen?”

Mahmut cebinden küçük bir cihaz çıkardı.

– “Bu bir ses kayıt aleti. Konuştuklarımızı kaydettim. Eğer beni reddedersen, yarın sabah e-mail ile tüm şirket bu kaydı alır. Çok eğleneceklerine eminim. İnsanlar böyle şeylere bayılırlar. Vay be! Ne olay! Şirketin güzel ürün müdiresi Ayça hanım meğer neymiş!” Yüzünde gerçekten iğrenç bir gülümseme vardı şimdi.

Ayça öfkeden kıpkırmızı kesildi. Ağzını açtı ama konuşamadı.

– “Bu kadar öfke sağlına zararlı Ayça. Hem ne var canım, senden canını istemiyorum ya, sadece benimle sevişmeni istiyorum.”

– “Çok adisin. Yaptıklarına inanamıyorum. Allah kahretsin.”

– “Elinde olsa hemen kaçıp gitmek isterdin, değil mi? Ama yağma yok. Elaleme gelince şapır şupur, bize gelince yarabbi şükür. Hadi kalk bakalım. Odana gidiyoruz.”

Ayça ne yapacağına karar veremiyordu. Gidip, bu hayvanla birlikte mi olacaktı? Şantajlarına boyun mu eğecekti? İsteklerine boyun eğmekle, bu mesele kapanacak mıydı? Ama, ya Mahmut söylediklerini yaparsa? İstifa etmek de onurunu kurtaramazdı artık. Erman bey’i, Rıfat bey’i, Sema hanım’ı, yan apartmanda oturan pazarlama şefi Mustafa bey’i, hatta Mirey’i düşündü. Kapana kısılmıştı. Zayıf bir sesle,

– “İstediğini yaparsam, bana o kasedi verir misin?”, dedi.

– “Olabilir. Ama bu daha çok senin yataktaki performansına bağlı. Beni üzmezsen, ben de seni üzmem.”

– ..

Bir süre kimse konuşmadı. Sonra ikisi birlikte ayağa kalktılar ve asansörlere doğru yürüdüler.

812 no’lu odanın kapısı açıldı. Ayça ve Mahmut içeri girdiler. Ayça hiç konuşmadan koltuğa oturdu ve bir sigara yaktı. Mahmut sırıtarak ceketini ve kravatını çıkardı ve kapının arkasına astı. Ağır hareketlerle Ayça’nın karşısına oturdu ve o da bir sigara yaktı. Bir süre konuşmadan oturdular. Ayça yere bakıyor ve Mahmut’la göz göze gelmemeye çalışıyordu. Mahmut ise Ayça’yı inceliyordu. Sonunda sessizliği bozan Mahmut oldu.

– “Farkındasın değil mi, bu gece canım sıkılana kadar benimsin. Sana ne istersem yaparım ve sen de ne istersem yapmak zorundasın.”

– …

– “Demek konuşmak istemiyorsun. Tamam, o zaman konuşmadan sevişiriz. Hadi bakalım, ayağa kalk ve soyunmaya başla. Yok yok, önce bu halinle biraz dolaş odada.”

– “Kısa kesmeye ne dersin?”

– “Ne münasebet. İlk gördüğüm andan beri hastayım sana. Tam bir İstanbul bebeği. Canını yakmadan tüm aklımdan geçenleri yapacağım. Az sonra sevişeceğimizi bilerek seni izlemek çok hoşuma gidecek. Hadi kalk!”

Ayça bir anlık kararsızlıktan sonra ayağa kalktı. Hayatında kendini hiç bu kadar kötü, hiç bu kadar aşağılanmış hissetmemişti. Ucuz bir fahişe durumundaydı işte. İstemediği bir adamla mecburen birlikte olacaktı. Ağlamak üzereydi.

– “Hadi. Yürü şöyle. Seni iyice izlemek istiyorum.”

Ayça ağır adımlarla ilerledi, odanın sonuna, kapıya kadar gitti.

– “Yere bişey düşürmüş gibi yap. Eğil. Kalçalarını görmek istiyorum.”

Ayça eğildi. Arkasını Mahmut’a dönmüştü.

Hayatta bazen işler ne kadar ters gidiyor. O akşam Ayça kendine olan güvenini tazelemek, moralini düzeltmek için giyimine dikkat etmişti. Üzerinde beyaz bir dizüstü etek, mavi bir bluz ve beyaz topuklu ayakkabılar vardı. Kısa sarı saçlarının arasından mavi küpeleri görünüyordu. Özenle makyaj yapmıştı. Tüm bu hazırlıklar meğer Mahmut içinmiş, Mahmut’un kendisini biraz daha çok beğenip, daha çok tahrik olması içinmiş! Hayat işte!

– “Eteğini çıkar! Gömleğini de!”

Düne kadar hiç tanımadığı bu yabancının önünde soyunmak Ayça’ya çok zor geliyordu. Sonra kararını verdi. Bu işkencenin bir an önce sona ermesi için ne gerekiyorsa çabucak yapacaktı. Eteğini ve bluzunu çıkardı.

– “Defilede gibi yürü biraz. Seni iyice görmeme izin ver.”

Ayça hızlı adımlarla odada bir aşağı bir yukarı yürüdü. Üzerinde beyaz iç çamaşırları ve topuklu beyaz ayakkabıları vardı.

– “Ohh! Sütun gibisin, taş gibisin. Seni çiğ çiğ yemek istiyorum. Buraya gel.”

Ayça Mahmut’un sandalyesine yaklaştı.

– “Soy beni. Sadece külotumla kalana dek soy beni, hadi!”

Ayça başına gelenlere inanamıyordu. Kendi kendine, “bu hayvanı mı soyacağım şimdi?” diye sordu. “Neyse, başa gelen çekilir. Bir an önce bu iş bitsin.” Acele hareketlerle Mahmut’un gömleğini, kravatını çıkardı. Kemerini çözdü, pantolonunu sıyırdı. Ayakkabılarını çıkardı, ayakları kokuyordu. İğrenerek çoraplarını çıkardı. Mahmut istediği gibi küloduyla kalmıştı.

Ayça onu şöyle bir gözden geçirdi. İri yarı bir adamdı Mahmut. Adeta tüm vücudu siyah kıllarla kaplıydı. Hafif göbeği vardı. Esmer yüzünü kalın, fırça gibi bir bıyık süslüyordu. Ayça daha önce hiç bu kadar esmer ve kıllı bir erkek görmediğini fark etti. Sırtı bile kıllıydı. İğrenç!

– “Arkanı dön ve yatağın kenarına dayan!”

Ayça itaat etti.

– “Keşke tanga tipi külotlardan giyseymişsin. Böyle güzel bir *** saklanmamalı.”

“Tanrım”, diye düşündü Ayça. “Ne kadar kaba.”

– “Külodunun kenarlarını kıvır. Tanga giymişsin gibi olsun.”

– “Şart mı bu? Ne istiyorsan çabucak yapamaz mısın?”

– “Çok konuşma. Ne istersem onu yaparım. Hem neden çabucak yapayım ki? Seni zevkini çıkara çıkara sikeceğim. İyice tadına bakacağım.”

Ayça boğazına bir şeyin düğümlendiğini hissetti. Ağlamak istiyordu, fakat kaskatı kesilmişti.

– “Demek iş başa düştü. Tamam, böylesi de uyar.”

Mahmut sandalyesini yatağın kenarına çekti. Şimdi yatağa dayanmış, güzel kalçalarını kendisine uzatmış Ayça’nın tam arkasındaydı. Koca ellerini uzattı ve Ayça’nın külodunu iki yanından sıyırıp poposunun arasına sıkıştırdı.

– “Harika. Nefis. Mmmmm…”

Mahmut kendini daha fazla tutamamış, dudaklarını Ayça’nın çıplak poposuna yapıştırmıştı. İki eliyle kenarlarından kavradığı kalçaları şapır şupur yalıyor, kaba etleri hoyratça ısırıyordu.

– “Ahh. Yavaş hayvan! Canımı yakıyorsun.”

Mahmut hiç istifini bozmadı. Kalçaların bittiği yerden diz arkalarına dek tüm bölgeyi uzun uzun yaladı, öptü, dişledi. Sonra ansızın durdu ve Ayça’dan uzaklaşıp arkasına yaslandı.

– “Çok hızlı gitmeyeceğim. Tadını çıkaracağım. Senin gibi bir yavruyu her zaman bulamaz insan. Hadi gel, banyoya geçelim.”

Ayça korka korka Mahmut’un ardından banyoya girdi.

– “Korkma. Seni hemen sikmeyeceğim. Gel yanıma. Ayaklarımı yıkamanı istiyorum.”

– “Anlamadım!”

– “Ayaklarımı yıka. Bütün gün ayakkabının içinde çok terlediler. Hadisene, sallanma.”

Ayça küvetin kenarına oturan ve bacaklarını içeri sallandıran Mahmut’un ayaklarını yıkamak üzere küvete girdi. Suyu açtı ve fıskiyeyi Mahmut’un ayaklarına tuttu.

– “Hadi bakalım. İyice yıka, tertemiz yap. İyice temizlenmeleri senin menfaatine.”

Ayça eline sabunu aldı ve Mahmut’un 45 numara ayaklarını sabunladı. Bu yaptığına inanamıyordu. Aklına başka şeyler getirmeye çalışarak Mahmut’un ayaklarını yıkayıp küvetten çıktı.

“Çok iyi geldi, eline sağlık. Rahatladım şimdi. Hadi şimdi gir içeri ve güzelce yıkan.”

“Ayaklarımı mı?”

“Hayır, komple. Seni izlemek istiyorum.”

Mahmut önünde çadır gibi olmuş sertliğiyle ayağa kalktı ve gidip mini buzdolabından kendine bir bira aldı. Sandalyesini banyoya getirdi ve tam küvetin karşısına yerleşti.

Ayça bu adamın karşısında banyo yapamayacağını biliyordu. Bir an her şeyden vazgeçip, kaçmayı düşündü.

– “Ne oldu, utanıyor musun? Utanma. Dediklerimi yap. Bana karşı koyarsan yarın sabah tüm şirket seni ve Sadık’ı konuşuyor olacak.”

Ayça gözlerini kapadı. Soyunurken Mahmut’a bakamayacağını biliyordu. Sütyenini çıkardı..

– “Off. Bunlar ne? Nefis, nefis.. Durma, devam et.”

Külodunu çıkardı. Elleriyle önünü kapadı.

– “Bebek gibiymişsin Ayça. Arkanı dön.”

Ayça yavaşça döndü. Şimdi çıplak poposuna hayranlıkla bakan Mahmut’un hırıltıları duyuluyordu.

– “Tekrar önünü dön. Ve ellerini çek lütfen. Benden utanmana gerek yok.”

Ayça itaat etti. Kaybedecek bir şeyi kalmamıştı.

– “Gel yanıma. Seni traş etmek istiyorum.”

– “Ne traşı?”

– “Kuku traşı. Ha ha ha ha!”

– “Deli misin sen? Ne münasebet!”

– “Yeter ama. Her isteğime itiraz etmeyi bırak. Bu gece ben senin kocanım. Her istediğimi yapacağım.”

Mahmut yerinden kalktı, küvetin kenarına oturdu. Suyu açıp, özenle sıcaklığını ayarladı ve fıskiyeyi Ayça’nın bacak arasına tuttu. Sonra sabunu aldı ve Ayça’nın aşk üçgeninin kahverengi kıllarını köpürterek sabunladı. Ayça bir rüyada gibiydi. Daha doğrusu bir kabus! Yaşadıklarını Tolga’yla bile yapmaya çekinirdi. Bu arada Mahmut yumuşak hareketlerle sabunun ucunu Ayça’nın klitorisine sürtüyor, onu tahrik etmeye çalışıyordu. Diğer elini Ayça’nın kalçalarında gezdiriyor, bir yandan da göbek deliğine küçük öpücükler konduruyordu.

Sabun ve sıcak suyla klitorisine yapılan masaj Ayça’nın nefes alıp verişlerini hızlandırdı. Almaya başladığı zevke engel olamıyordu. Hafifçe inledi. Mahmut lavaboya uzandı ve traş bıçağını aldı. Ayça’ya bacaklarını aralamasını söyledi ve usta hareketlerle etek traşına başladı. Soğuk çeliğin temasıyla Ayça’nın içi bir hoş oldu, ürperdi. Mahmut birkaç dakika içinde işini bitirdi.

– “Tamam işte. Çok iyi oldu. Pürüzsüz bir şeftali gibi oldu amın. Hadi yıkan bakalım.”

Ayça artık olanlara ve olacaklara aldırmıyor gibiydi. Tereddüt etmeden musluğu açtı ve duş almaya başladı. Bu sırada Mahmut’a dayanılmaz pozisyonlar hazırladığının farkında değildi. Gözlerini kapatmış, kendini ılık suya teslim etmişti. Mahmut’un sesiyle gözlerini açtı.

– “Ben de geldim.”

Ayça gözlerine inanamadı. Mahmut küvete yanına girmişti. Külodu hala üzerindeydi.

– “Korkma bebeğim. Seni ben ellerimle yıkamak istiyorum.”

Mahmut banyo lifini iyice köpürterek Ayça’nın kadınlık organını yıkamaya başladı. Ayça itiraz etmek istiyor ama sesi çıkmıyordu. Mahmut uzun uzun yıkadı Ayça’yı; vücudunun her noktasını okşadı, mıncıkladı, avuçladı. Sıra göğüslere geldiğinde kendine engel olamadı ve bu yumuşacık ama dipdiri, dolgun göğüsleri dakikalarca emdi. Yumuşak hareketlerle onları kavradı, başını aralarına gömdü ve her santimetrekarelerini yaladı, kokladı. Meme uçlarını hafif hafif ısırarak, biberon emen bir bebek gibi emdi.

Bir yandan da elleri boş durmuyordu. Arkadan uzanıp, kalçalarını yoğurdu. İki elinin işaret parmaklarını iyice kayganlaşmış kadınlık organına sokup çıkarıyordu. Ayça içinden yükselen arzu dalgalarına engel olamıyordu. Ruhu, bir fahişe gibi daha dün tanıdığı ve hiç hoşlanmadığı bir adama teslim olmayı reddederken, bedeni becerikli hareketlerle her yanını uyaran bu yabancıyla sevişmek için kıvranıyordu.

Bu esnada Mahmut iyice kendinden geçmişti. Bir yandan önünde duran nefis memeleri somururken, bir eliyle önden, bir eliyle arkadan Ayça’nın kadınlık organını esir almıştı. Sağ elinin baş ve işaret parmakları klitorisi mıncıklarken, sol elinin orta ve işaret parmakları da ritmik hareketlerle Ayça’nın içine girip çıkıyorlardı. Ayça daha fazla dayanamayarak yükses sesle inledi.

– “Demek hoşuna gitti. Söylemiştim sana.”

– ….

– “Hadi ama, rahat bırak kendini. Bırak seni uçurayım.”

Mahmut Ayça’yı ani bir hareketle kucağına aldı ve hızla götürüp yatağa yüzükoyun bıraktı. Bir çırpıda külodunu çıkardı ve kazık gibi sertleşmiş penisini Ayça’nın vajinasına soktu. İkisi birden yüksek sesle inlediler. Bir kaç saniye hareketsiz kalan Mahmut, adeta kendinden geçmiş bir halde Ayça’nın içinde gidip gelmeye başladı. Ayça yüzünü yatağa gömmüş, kesik kesik inliyordu. Mahmut ise kendini kaybetmişti. Müthiş bir tempoda hareket ediyor, bir yandan da Ayça’nın çıplak omuzlarını ve boynunu ısırırcasına öpüyor, yalıyordu.

Her şey çok kısa sürdü. Mahmut sara nöbetine girmiş gibi kasılarak Ayça’nın içini doldurmaya başladı. Dudaklarından anlamsız sözcükler, inlemeler dökülüyordu. Sonunda boşalması bitti ve Ayça’nın üzerinden yana kayıp, sırtüstü yığılıp kaldı. İkisi de bir süre sessiz ve hareketsiz kaldılar.

Ayça yaşadıklarına inanamıyordu. 24 saat içinde 2 değişik adamla 3 kez birlikte olmuştu. Bu olanları başkası anlatsa inanmazdı. İşin ilginci bu zoraki başlayan sevişmelerden müthiş zevk almıştı. Sadık ve Mahmut. Normal şartlarda erkek olarak yüzlerine bakmayacağı iki adam. Hayat insana neler öğretiyor…

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kaçak bahis bahis siteleri bahis siteleri canlı bahis canlı bahis canlı bahis mersin pozcu escort bursa escort bursa escort bursa escort sakarya escort sakarya escort sakarya escort sakarya escort eryaman escort sakarya escort